Kopardım aldım bir tanesini daha iliştirdiklerimden zihnime,
Koydum karşıma dinledim, aman bir geveze bir geveze.
Doldurdum içini incir çekirdeklerinin, üzerine bir tutam bahane,
Yeni çıktı fırından, buyurmaz mısınız siz de bir tane?

16.08.2011

Kabartma Tozu

Susamıştım. Mutfağa geldim, annem yoktu. Kapının arkasında duran kırmızı taburemi tezgahın yanına çektim. Zıplarcasına üzerine çıkarak çiçekli bardağımı almak için rafa doğru uzandım. Tezgahta duran kabın içini o an fark ettim. Annem bir şeyler yapmış kabını bulaşığıyla bırakmıştı. O an hatırladım annemin sabah Cemile Teyze’yi kurabiye tarifi için aradığını. Demek ki kurabiye pişmeden önce böyle bir şeydi.

Parmağımı kaba daldırdım, küçük bir sıyırık alarak dilinin ucuna dokundurdum. Lezzetliydi. Bir parmak daha aldım. Sonra bir parmak daha… Aslında pişmesine gerek de yoktu, böyle de gayet tatlıydı. İlk kez tanık olmanın verdiği şaşkınlıkla gözüm fırını aradı.

‘Napıyosun oğlum sen!’ gelen abimdi. Suç üstü yakalanmanın mahcubiyetiyle parmağım ağzımda muzip bir gülümseme fırlattım. ‘Ne lan o yüzünün gözünün hali, ağzın burnun batmış. Ne haltlar yiyosun sen yine?’ Kabı elimden aldı, sonra da fırına doğru baktı. Ben söylemeden kurabiye olduğunu anladı. Kokusu da yayılmaya başlamıştı artık zaten.

Panik bir ifadeyle :‘ Naaptın oğlum sen, onun içinde kabartma tozu var! Al inanmıyosan bak!’ Çöpün en üstündeki küçük kağıt parçasını işaret etti. Gözlerim bir anda kocaman olmuştu. O da ne demekti ki şimdi? 

‘Kurabiyeler pişerken büyüsün diye koyuyolar onu, sen de yemişsin! Senin içinde de kocaman olacak o hamurlar şimdi. Hemen doktora gitmemiz lazım! Çabuk çabuk!’  Ses tonu çok yüksekti.

Çok korkmuştum. Dehşete kapılarak ağlamaya başladım. ‘Anneeee!’

O kadar içli ağlıyordum ki annem koşarak mutfağa geldi. Bir elinde mandallar, diğerinde babamın atleti... Belli ki çamaşır asıyordu. Boynuna  hızla atlayışım annemi iyice endişelendirmişti. Sıkıca sarıldım. Hıçkırıklara boğulmuştum, tek kelime bile edemedim.

Annem boyaları soyulmuş, yaşını daha fazla saklayamayan demir tabureyi kendine doğru ayağıyla çekti. Kucağından beni indirerek sandalyeye dikiltti. Yüzümü avuçlarının arasına aldı, süzülen yaşlarımı sildi. Gözlerimin içine ‘anlat’ der gibi şefkatle baktı. Gözlerim kıpkırmızıydı. Yutkunarak: ‘Anne ölecek miyim?’ diyebildim.

O an annemin arkasında pis pis sırıtan abimle göz göze geldim. Eliyle ağzını kapatmış sinsi sinsi gülüyordu. Kapıya doğru yaklaştı. Parmağıyla beni işaret ederek ‘salak!’ dedi. Sonra da  koşarak odasına gitti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder